13 Aralık 2010 Pazartesi

ÇÖLYAK VE OĞLUM

Yaklaşık bir yıl önceydi…

Hiç durmayan bir ishal, kusma ve düşmek bilmeyen bir ateş şikayetleriyle hastaneye götürmüştük oğlumu. Hemen içeri alınıp, yoğun bakım ünitesinde iki gün yatırıldıktan sonra, servise çıkardılar. Ama bir türlü ishali ve ateşi düşmedi, tabi kusmasıda. İlk günlerde yemesi ve içmesi yerinde olmasına rağmen, aşırı bir kilo kaybı başladı. Doktorumuz, onu denedi olmadı, bunu denedi olmadı. Bir sürü tedavi şekli uyguladı, birkaç çeşit ilaç verdi yine de ishal, ateş ve kilo kaybını engelleyemedi. Doktorun bile psikolojisi bozulmuştu. Bende anlayamadım, denemediğimiz ilaç kalmadı yine de, ishalini durduramadık diyordu bizlere. Çocuğun durumu iyi değildi ve başka yerlere sevk etmeyi uygun görüyordu, zira günden güne kötüye gidiyordu. Tam iki hafta olmuştu hastaneye yatalı, ama ilk günkünden daha kötü bir hale gelmişti. Tedaviyi de kesmişlerdi, artık sadece serum veriliyordu. İnsan çaresiz kalınca her söylenenden medet umuyor. Rabbim kimseyi çaresiz bırakmasın. Çaresizliğin ve huzurlu bir hayatın tek çözümü, “DUA” dır. Hikayemize gelince:

Doktor sevk edelim deyince biz de tamam dedik. Başladı aramaya, arıyor boş yatak yok, arıyor boş yatak yok, buyur bakalım canın ne ister. Takip etmeye başladık artık, gün içerisinde defalarca arıyorduk. Doktor bir taraftan biz bir taraftan. Birinci gün aradık yok, ikinci gün aradık yok, üçüncü gün aradık yok, dördüncü gün aradık yok. Yok yok yok… Çocuğun durumu hiç iyi değildi, pek bir şeyde yemiyordu artık. Doktorun ilk kez böyle bir hastayla karşı karşıya kaldığı iyice aşikar olmuştu. Şaşkınlık ve üzüntü içerisinde, taburcu olmamız gerektiğini, böyle devam ederse çocuğun, diğer hastalardan enfeksiyon kapabileceğini söyledi (Belki de o an için bizi öyle teselli etmişti). Çocuk fenalaşırsa da fakültenin aciline götürmemizi söyledi. Biz kendimiz çıkardığımıza dair imzamızı attık ve geldik. Eve çıktıktan iki gün sonra Çocuğu acile götürdük. Baktılar, incelediler, bir takım tahliller yaptılar ve bi diyet listesi verdikten sonra, yatış vermeden geri gönderdiler. İnanın “Allah” diyen darda kalmıyor. Sürekli şükredip, dua ettim. Allah’ım bütün hastalarına şifa ver, en sona da oğluma ver dedim. Hep bi çare istedim. Binlerce kez şükürler olsun ki o yüce Yaratana, bizleri bu konuda muvaffak eyledi. Allah’ım razı olsun sizlerden de, vesile olanlardan da. Hiç ümidimiz olmadığı bir gün, abim geldi ve dedi ki; al çocuğu Cengiz Bayram’a götürelim, iyi bir doktordur, bir de o görsün.

Hemen alıp götürdük. Özel bir hastaneydi, aciline girip hasta kabulden Cengiz Bayramla görüşmek istediğimizi söyledik ama Cengiz Bayram’ın tedaviye bakmadığını söylediler. O hastanenin sahibiymiş. Abim tanıdığını görüşmek istediğini söyleyince; (abim tanıyordu doktoru, kaç defa çocuğunu tedavi ettirmişti.) girişteki kafeteryada oturduğunu söylediler. Gittik, 38-45 yaşlarında bir adamdı. Çocuğun durumunu izah ettik. İshalinin durmadığını yaklaşık bir aydan beri devam ettiğini ve ateşini söyledik. Çocuk başını kaldıramıyordu. Daha fazlasını zaten çocuğun durumu ifade ediyordu. Sadece eliyle karnını yokladı ve Çölyak dedi. Bu çocuk çölyak hastası. Hiçbir tedavi şekli yoktur, tek tedavisi ömür boyu diyet. Bu hastalığın doktoruna dahi gitseniz, size vereceği bir rapor ve sağlam bir diyettir. İçerisinde buğday olan hiç bir şey yiyemez dedi. Öyle bir rahatlamıştık ki; en azından çocuğun nesi olduğunu biliyorduk artık. Eve geldik ve evdekilere de anlattık , umutsuz bir şekilde inanmak zorunda kaldılar. Aynı günden itibaren diyete başladık, ve kısa zamanda çocuk kendini toparlamaya, şükürler olsun yeniden gülmeye başladı. Şimdi birilerinin çölyak ne yaa dediğini duyar gibiyim.

Çölyak ne mi?

Çölyak hastalığı, buğday, arpa, çavdar ve tam olarak bilinmese de yulafta da olduğu söylenen, gluten isimli proteine karşı bağısakların hassasiyet göstermesidir. Tükettiğimiz gıdalar, midede sindirildikten sonra, yararlı besinlerin emilim işleminin gerçekleştirilmesi için, ince bağırsağa gönderilir. Bir çölyaklı için buraya kadar hiçbir sorun yoktur ama, buradan sonrası hayati bir durum arz etmektedir. Çölyaklı kişilerin glutenli bir gıda tüketmesi, emilim sisteminin çökmesi demektir. İnce bağırsakta bulunan ve emilim işlemini gerçekleştiren villus lar, çölyaklıkların bu proteini tüketmesi halinde, ciddi bir şekilde hasar görür, deforme olur ve zamanla düzleşir. Bu sebeptendir ki, çölyaklılar glutenli bir gıda tüketemezler.


Peki bu villuslar nedir, nasıl bir yapıya sahiplerdir ve hayatımızdaki önemi nedir?


Villus, latince bir kelime olup, tüy anlamına gelmektedir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, ince bağırsağın iç yüzeyinde, bulunurlar. Girintili çıkıntılı yapılarıyla, birer parmağı andıran villuslar, emilim yüzeyini genişleten tüysü yapılardır. Tükettiğimiz gıdalardaki gerekli besinlerin emilerek, kana karışmasını sağlarlar. Villuslar olmamış olsaydı, ne kadar beslenirsek beslenelim, yine de hiç beslenmemiş gibi olurduk. Bu yüzden sağlam bir diyet, çölyaklılar için son derece önemlidir.

Villusları da tanıdıktan sonra, gelelim bu hastalığın belirtilerine ve teşhisine...

Çölyak çocuklarda ishal, kusma, iştahsızlık, büyümede gerilik, karında şişme gibi belirtiler gösterebildiği gibi, yetişkinlerde ise karaciğere bağlı rahatsızlıklarla kendini belli eden bir hastalıktır. Önceden teşhisi gayet zordu fakat hastalığın çoğalmasıyla, teşhisi kolaylaşan çölyak, bir gastroloji uzmanın denetiminde yapılan, ince bağırsak biyopsisiyle teşhis edilebilmektedir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder