Bir tarafta her türlü imkanlara sahip oldukları halde; böğür böğür böğüren bir toplum... Diğer tarafa geçmeden önce bu tarafı biraz daha açmak istiyorum. Söz konusu bu toplum, maddecilerin tabiri ile, trendi hiç kaçırmaz, teknolojiden çakmayıp ta takip edenler bile var. yeni bir cep telefonu çıktığında, hemen kredi kartlarına sarılıp eskisiyle takas eder. Giyiminden kuşamından taviz vermez, git bak ayakkabılıkta en az iki çift ayakkabısı vardır. Kotuyla giydiği ayrı, kumaşıyla giydiği ayrı, spor yaparken giydiği ayrı... Bu tarafın insanları çeşme suyu içmezler, hazır suyunda her markasını içmezler. Boğazlarına düşkünlerdir, lopu severler. 15 dakikalık bir yolu bile, varsa kendi vasıtaları ile, yoksa da otobüs veya taksiyle giderler. Rahatlarına düşkündür bu tarafın insanları, varsa yoksa nefisleri... Büyükler küçüklerin aynasıdır. Küçüklerin büyükleri her daim örnek aldıkları zihinlerden çıkarılmamalıdır. Bu tarafın çocuklarının da büyüklerinden farkı yoktur. "Otu çek köküne bak" deyiminin ne denli isabetli olduğu bu gibi konularda daha iyi anlaşılıyor. Giydiği elbiseleri, ayakkabıları beğenmeyen, yediği yemeklere burun murun kıvıran, aldıkları harçlıklara itiraz eden, hodbin çocuklar ve yaşamanın sadece eğlenceden ve marka takınmadan ibaret olduğunu düşünen, hayatın gayesini idrak edemeyen sorumsuz gençler... Bu tarafın insanlarını hangi ifade şekliyle anlatırsanız anlatın bu mümkündür ve mutlaka anlaşılırsınız ama anlaşılmamazlıktan gelinirsiniz bu da ayrı bir konu... Diğer tarafta ise; Kuraklığın pençesinde, hava hariç her türlü yaşamsal imkandan yoksun, aç susuz insanlar. Bu insanların yiyecek ekmekleri, içecek suları hatta üzerlerinde doğru dürüst bir elbiseleri bile yok. Hergün gözleri önünde onlarcasının, belki de daha fazlasının ölümlerine şahit olarak, kendi ölümlerini beklemekten başka çareleri de yok. Kızgın kumların üzerinde can çekişen o minicik çocukların görünteleri felaketin boyutlarını ifade etmeye fazlasıyla yetiyor. "Denersen belki kaybedersin ama, denemezsen zaten kaybetmişsindir." mantığıyla olsa gerek, 500 km/lik mesafedeki başkent Mogadişu'ya yürüyerek gidenler de var. Uzmanlar bu yola ölüm yolu diyorlar. Trendin ve modern yaşamın ne olduğunu bilmeyen bu insanlar, kuru ekmeğe ve bulanık dere suyuna bile razılar. Bu insanları ne kadar anlatırsak anlatalım; felaketten, acıdan, ve çaresizlikten başka hiç birşey ifade edemeyiz.
Bir de öbür tarafın insanları vardır. Bu insanlar empati duygusuyla hayatlarına yön verdikleri için, dolayısı ile vicdanlarıyla muhasebe içerisine pek girmezler. Onları konuşturanda, susturanda vicdanlarıdır. Vicdan bence Allah korkusudur. Yüreklerinde Vicdan, yani Allah korkusu taşıyan bu insanlar, yani bizler değerli arkadaşlar, inançları ve dinleri ne olursa olsun, "Yaratılanı sev, Yaratandan ötürü" zihniyetiyle, Allah rızası için herkesi sevip, elimizden geldiğince muhtaçlara, düşmanlarımız dahi olsa yardım edeceğiz. Çünkü biz öbür tarafın insanlarıyız. Biz bütün işlerimizi öbür dünyamızı kazanabilmek adına yaparız...
Söz konusu bu felaketzadelere, bir şişe su yardımında bulunmak bile, onlar için büyük bir nimettir. Şu mübarek günlerde suyun ne derece önemli olduğunu niyetli olanlar çok daha iyi anlar ve anlaması da lazım gelir. Hiç gücümüz yetmiyorsa; cuma günleri camiler yardım topluyor, o da olmadı mesaj göndererek, o da olmadı, kendi aramız da üçer beşer toplayıp, banka yoluyla yardımlarımızı esirgemeyelim. Unutmayalım bir şişe su parası dahi olsa, camilerdeki yardımlara iştirak edelim.
Bugün onlarda yarın biz de olabilir. Allahım ibadetlerimizi ve hayırlarımızı kabul eyler inşallah...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder