17 Ağustos 2011 Çarşamba

Bu tarafın, Diğer tarafın ve Öbür tarafın insanları...

Bir tarafta her türlü imkanlara sahip oldukları halde; böğür böğür böğüren bir toplum... Diğer tarafa geçmeden önce bu tarafı biraz daha açmak istiyorum. Söz konusu bu toplum, maddecilerin tabiri ile, trendi hiç kaçırmaz, teknolojiden çakmayıp ta takip edenler bile var. yeni bir cep telefonu çıktığında, hemen kredi kartlarına sarılıp eskisiyle takas eder. Giyiminden kuşamından taviz vermez, git bak ayakkabılıkta en az iki çift ayakkabısı vardır. Kotuyla giydiği ayrı, kumaşıyla giydiği ayrı, spor yaparken giydiği ayrı... Bu tarafın insanları çeşme suyu içmezler, hazır suyunda her markasını içmezler. Boğazlarına düşkünlerdir, lopu severler. 15 dakikalık bir yolu bile, varsa kendi vasıtaları ile, yoksa da otobüs veya taksiyle giderler. Rahatlarına düşkündür bu tarafın insanları, varsa yoksa nefisleri... Büyükler küçüklerin aynasıdır. Küçüklerin büyükleri her daim örnek aldıkları zihinlerden çıkarılmamalıdır. Bu tarafın çocuklarının da büyüklerinden farkı yoktur. "Otu çek köküne bak" deyiminin ne denli isabetli olduğu bu gibi konularda daha iyi anlaşılıyor. Giydiği elbiseleri, ayakkabıları beğenmeyen, yediği yemeklere burun murun kıvıran, aldıkları harçlıklara itiraz eden, hodbin çocuklar ve yaşamanın sadece eğlenceden ve marka takınmadan ibaret olduğunu düşünen, hayatın gayesini idrak edemeyen sorumsuz gençler... Bu tarafın insanlarını hangi ifade şekliyle anlatırsanız anlatın bu mümkündür ve mutlaka anlaşılırsınız ama anlaşılmamazlıktan gelinirsiniz bu da ayrı bir konu... Diğer tarafta ise; Kuraklığın pençesinde, hava hariç her türlü yaşamsal imkandan yoksun, aç susuz insanlar. Bu insanların yiyecek ekmekleri, içecek suları hatta üzerlerinde doğru dürüst bir elbiseleri bile yok. Hergün gözleri önünde onlarcasının, belki de daha fazlasının ölümlerine şahit olarak, kendi ölümlerini beklemekten başka çareleri de yok. Kızgın kumların üzerinde can çekişen o minicik çocukların görünteleri felaketin boyutlarını ifade etmeye fazlasıyla yetiyor. "Denersen belki kaybedersin ama, denemezsen zaten kaybetmişsindir." mantığıyla olsa gerek, 500 km/lik mesafedeki başkent Mogadişu'ya yürüyerek gidenler de var. Uzmanlar bu yola ölüm yolu diyorlar. Trendin ve modern yaşamın ne olduğunu bilmeyen bu insanlar, kuru ekmeğe ve bulanık dere suyuna bile razılar. Bu insanları ne kadar anlatırsak anlatalım; felaketten, acıdan, ve çaresizlikten başka hiç birşey ifade edemeyiz.

Bir de öbür tarafın insanları vardır. Bu insanlar empati duygusuyla hayatlarına yön verdikleri için, dolayısı ile vicdanlarıyla muhasebe içerisine pek girmezler. Onları konuşturanda, susturanda vicdanlarıdır. Vicdan bence Allah korkusudur. Yüreklerinde Vicdan, yani Allah korkusu taşıyan bu insanlar, yani bizler değerli arkadaşlar, inançları ve dinleri ne olursa olsun, "Yaratılanı sev, Yaratandan ötürü" zihniyetiyle, Allah rızası için herkesi sevip, elimizden geldiğince muhtaçlara, düşmanlarımız dahi olsa yardım edeceğiz. Çünkü biz öbür tarafın insanlarıyız. Biz bütün işlerimizi öbür dünyamızı kazanabilmek adına yaparız...

Söz konusu bu felaketzadelere, bir şişe su yardımında bulunmak bile, onlar için büyük bir nimettir. Şu mübarek günlerde suyun ne derece önemli olduğunu niyetli olanlar çok daha iyi anlar ve anlaması da lazım gelir. Hiç gücümüz yetmiyorsa; cuma günleri camiler yardım topluyor, o da olmadı mesaj göndererek, o da olmadı, kendi aramız da üçer beşer toplayıp, banka yoluyla yardımlarımızı esirgemeyelim. Unutmayalım bir şişe su parası dahi olsa, camilerdeki yardımlara iştirak edelim.
Bugün onlarda yarın biz de olabilir. Allahım ibadetlerimizi ve hayırlarımızı kabul eyler inşallah...

13 Aralık 2010 Pazartesi

ÇÖLYAK VE OĞLUM

Yaklaşık bir yıl önceydi…

Hiç durmayan bir ishal, kusma ve düşmek bilmeyen bir ateş şikayetleriyle hastaneye götürmüştük oğlumu. Hemen içeri alınıp, yoğun bakım ünitesinde iki gün yatırıldıktan sonra, servise çıkardılar. Ama bir türlü ishali ve ateşi düşmedi, tabi kusmasıda. İlk günlerde yemesi ve içmesi yerinde olmasına rağmen, aşırı bir kilo kaybı başladı. Doktorumuz, onu denedi olmadı, bunu denedi olmadı. Bir sürü tedavi şekli uyguladı, birkaç çeşit ilaç verdi yine de ishal, ateş ve kilo kaybını engelleyemedi. Doktorun bile psikolojisi bozulmuştu. Bende anlayamadım, denemediğimiz ilaç kalmadı yine de, ishalini durduramadık diyordu bizlere. Çocuğun durumu iyi değildi ve başka yerlere sevk etmeyi uygun görüyordu, zira günden güne kötüye gidiyordu. Tam iki hafta olmuştu hastaneye yatalı, ama ilk günkünden daha kötü bir hale gelmişti. Tedaviyi de kesmişlerdi, artık sadece serum veriliyordu. İnsan çaresiz kalınca her söylenenden medet umuyor. Rabbim kimseyi çaresiz bırakmasın. Çaresizliğin ve huzurlu bir hayatın tek çözümü, “DUA” dır. Hikayemize gelince:

Doktor sevk edelim deyince biz de tamam dedik. Başladı aramaya, arıyor boş yatak yok, arıyor boş yatak yok, buyur bakalım canın ne ister. Takip etmeye başladık artık, gün içerisinde defalarca arıyorduk. Doktor bir taraftan biz bir taraftan. Birinci gün aradık yok, ikinci gün aradık yok, üçüncü gün aradık yok, dördüncü gün aradık yok. Yok yok yok… Çocuğun durumu hiç iyi değildi, pek bir şeyde yemiyordu artık. Doktorun ilk kez böyle bir hastayla karşı karşıya kaldığı iyice aşikar olmuştu. Şaşkınlık ve üzüntü içerisinde, taburcu olmamız gerektiğini, böyle devam ederse çocuğun, diğer hastalardan enfeksiyon kapabileceğini söyledi (Belki de o an için bizi öyle teselli etmişti). Çocuk fenalaşırsa da fakültenin aciline götürmemizi söyledi. Biz kendimiz çıkardığımıza dair imzamızı attık ve geldik. Eve çıktıktan iki gün sonra Çocuğu acile götürdük. Baktılar, incelediler, bir takım tahliller yaptılar ve bi diyet listesi verdikten sonra, yatış vermeden geri gönderdiler. İnanın “Allah” diyen darda kalmıyor. Sürekli şükredip, dua ettim. Allah’ım bütün hastalarına şifa ver, en sona da oğluma ver dedim. Hep bi çare istedim. Binlerce kez şükürler olsun ki o yüce Yaratana, bizleri bu konuda muvaffak eyledi. Allah’ım razı olsun sizlerden de, vesile olanlardan da. Hiç ümidimiz olmadığı bir gün, abim geldi ve dedi ki; al çocuğu Cengiz Bayram’a götürelim, iyi bir doktordur, bir de o görsün.

Hemen alıp götürdük. Özel bir hastaneydi, aciline girip hasta kabulden Cengiz Bayramla görüşmek istediğimizi söyledik ama Cengiz Bayram’ın tedaviye bakmadığını söylediler. O hastanenin sahibiymiş. Abim tanıdığını görüşmek istediğini söyleyince; (abim tanıyordu doktoru, kaç defa çocuğunu tedavi ettirmişti.) girişteki kafeteryada oturduğunu söylediler. Gittik, 38-45 yaşlarında bir adamdı. Çocuğun durumunu izah ettik. İshalinin durmadığını yaklaşık bir aydan beri devam ettiğini ve ateşini söyledik. Çocuk başını kaldıramıyordu. Daha fazlasını zaten çocuğun durumu ifade ediyordu. Sadece eliyle karnını yokladı ve Çölyak dedi. Bu çocuk çölyak hastası. Hiçbir tedavi şekli yoktur, tek tedavisi ömür boyu diyet. Bu hastalığın doktoruna dahi gitseniz, size vereceği bir rapor ve sağlam bir diyettir. İçerisinde buğday olan hiç bir şey yiyemez dedi. Öyle bir rahatlamıştık ki; en azından çocuğun nesi olduğunu biliyorduk artık. Eve geldik ve evdekilere de anlattık , umutsuz bir şekilde inanmak zorunda kaldılar. Aynı günden itibaren diyete başladık, ve kısa zamanda çocuk kendini toparlamaya, şükürler olsun yeniden gülmeye başladı. Şimdi birilerinin çölyak ne yaa dediğini duyar gibiyim.

Çölyak ne mi?

Çölyak hastalığı, buğday, arpa, çavdar ve tam olarak bilinmese de yulafta da olduğu söylenen, gluten isimli proteine karşı bağısakların hassasiyet göstermesidir. Tükettiğimiz gıdalar, midede sindirildikten sonra, yararlı besinlerin emilim işleminin gerçekleştirilmesi için, ince bağırsağa gönderilir. Bir çölyaklı için buraya kadar hiçbir sorun yoktur ama, buradan sonrası hayati bir durum arz etmektedir. Çölyaklı kişilerin glutenli bir gıda tüketmesi, emilim sisteminin çökmesi demektir. İnce bağırsakta bulunan ve emilim işlemini gerçekleştiren villus lar, çölyaklıkların bu proteini tüketmesi halinde, ciddi bir şekilde hasar görür, deforme olur ve zamanla düzleşir. Bu sebeptendir ki, çölyaklılar glutenli bir gıda tüketemezler.


Peki bu villuslar nedir, nasıl bir yapıya sahiplerdir ve hayatımızdaki önemi nedir?


Villus, latince bir kelime olup, tüy anlamına gelmektedir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, ince bağırsağın iç yüzeyinde, bulunurlar. Girintili çıkıntılı yapılarıyla, birer parmağı andıran villuslar, emilim yüzeyini genişleten tüysü yapılardır. Tükettiğimiz gıdalardaki gerekli besinlerin emilerek, kana karışmasını sağlarlar. Villuslar olmamış olsaydı, ne kadar beslenirsek beslenelim, yine de hiç beslenmemiş gibi olurduk. Bu yüzden sağlam bir diyet, çölyaklılar için son derece önemlidir.

Villusları da tanıdıktan sonra, gelelim bu hastalığın belirtilerine ve teşhisine...

Çölyak çocuklarda ishal, kusma, iştahsızlık, büyümede gerilik, karında şişme gibi belirtiler gösterebildiği gibi, yetişkinlerde ise karaciğere bağlı rahatsızlıklarla kendini belli eden bir hastalıktır. Önceden teşhisi gayet zordu fakat hastalığın çoğalmasıyla, teşhisi kolaylaşan çölyak, bir gastroloji uzmanın denetiminde yapılan, ince bağırsak biyopsisiyle teşhis edilebilmektedir.

23 Kasım 2010 Salı

"YAŞAMIŞ OLMAK İÇİN YAŞAMAK"

İnsanlar artık, kötülüklere başvururken, hiç düşünme ve çekinme gereksiniminde bulunmuyorlar. Çünkü kötülükleri bir nevi kahramanlık olarak algılıyorlar. Bunu bir çeşit kişisel bozukluk diye de adlandırabiliriz. Bu kişiler iletişim kurmakta zorlandıkları için, dikkat çekebilme adına bir şeyler yapma ihtiyacı hissederler.

Aslında ne yaptıklarının kendileri de farkında değildirler. Sırf bir şeyler yapmış olmak için yinede yaparlar. İç dünyalarında kendilerini sorgulayan bir vicdana sahip olmadıklarından, "tereddüt" kelimesi onlar için uzak bir kavramdır. İç güdüleri daima kötü şeylere karşı daha eğilimlidir. Dolayısı ile sağlıklı düşünemezler.

Yukarıda da belirttiğim gibi, bu kişiler iletişim sorunu yaşadıklarından, kendileri için söylenen nasihat bazındaki sözleri bile, anlamakta bir hayli zorluk çektikleri gibi; anlayamazlarda. Hayatın her alanında bu tip insanlarla karşı karşıya kalmak, aslında hiçte tevafuk değildir. Bu kişilerin kendilerini ispatlayabilmek için yapabileceklerini düşünmeye kalksak, yaptıkları şeyler hiç düşünmediklerimiz çıkacaktır. Söz konusu bu kişiler, kendilerine bile tahammül edemezler, dolayısı ile hiçbir şeye/hiç kimseye de. İnanılmaz derecede bir vurdumduymazlık modunda yaşarlar hayatı. Aile, akraba, iyi dostluk kavramları, onlar için bir anlam teşkil etmez. Onlar için varsa yoksa kendi rahatlıkları ve düşünceleridir. Belli bir hedefleri olmadığından, yaşamın gayesini idrak etmekte güçlük çekerler. Aslında tüm bunların açıklaması: “Yaşamış olmak için yaşamak" tır.

Rabbim böyle insanlardan etmesin inşallah bizleri…

15 Kasım 2010 Pazartesi

ARDINDA YARALI BİR KALP BIRAKTIN

YORUMLAYAN :Ömer KARACA
ŞİİR YORUMCUSU:Ahmet KARACA
SÖZ-MÜZİK :Ahmet KARACA
DÜZENLEME :Yahya AKKURT

14 Kasım 2010 Pazar


DÜŞÜNCELERİM SEYR-Ü SEFADA (alfebatik-sesli siir)



Mistik bir keman nağmesi kulaklarımda,
Gözlerim, sanki acılarını dökmek istercesine, boşluğa dalıyor.
Bezgin bir ruh halinin, yükünü sırtlamış bedenim.
Ve çaresizliğime dökğüm son bestemin,
En acı mırıltısı dudaklarımda…

Gerçekten olmayacak mısın hayatımda,
Hasretinle yanan zavallı yüreğimi,
Bakışlarınla teselli etmeyecek misin artık.
Sensizliğe müebbet mi yedi hakikaten yüreğim.
Offfff   offffff
Sensizlik ölümden de öte be gülüm,
Ben sensiz neylerim. 
Durgunluğum hiç terk etmiyor beni,
Dilim desen sanki lal…
Sensizliğin mahkumu  olmuşken ömrüm.
Al,  al...
Gel de istersen canımı sen al.
Yeter ki son  kez yüzünü göreyim.
Göreyimde,  gördüğüm gün öleyim

Anlatamıyorum  bazen  sensizliği yüreğime,
Teselliler  bile manasız kalıyor,
İfade edemiyorum kelimelerimle.
Çaresizliğim  beni, yine  gafil  avlıyor.

Sensizlik şimdiye kadar tattığım,
Alkol değeri yüksek, en tehlikeli içki…
Seçme şansım yok,
Sensizlik her gün  sallıyor beni.
Sigaram  parmaklarımın arasında,
Ve ben,  dudaklarımda olmayan sigarımı,  ateşlemeye  çalışıyorum.
Bakışlarımın dokunduğu her noktaya  resmini çiziyorum.
Düşüncelerim seyr-ü  sefada…
Yitirdiklerini bulmaya çalışan,  bir günümü yaşıyorum.

Ve  vardığım her menzilde sen çıkıyorsun karşıma.
Şartlı  arayışlardayım…
Geçtiğim yere geri dönmem, söz konusu bile değil.
Nafile olacak haykırışlarım.
Geziniyorum  yüreğimin,  zifiri karanlık sokaklarında.
Toza dönmüş sevgilerin,  küllerini savuruyor ayaklarım.
Adımlıyorum...
Adımlarım öyle temkinli, ve  bir o kadarda ümitsiz ki,
Seni koyduğum yerde bulamayacağımı sanıyorum.
Ve öyle bir yere geliyorum ki;
Olduğum yerde kalıyorum…
Bir adım atsam uçurum,
Zaten geriye dönemiyorum…


ŞİİR                    : Ahmet KARACA

YORUMLAYAN: Eylül




MEKTUP ( cezaevindeki bir dosta)


Selamunaleyküm...
Allahımın merhameti üzerinizde olsun. Allahım yar ve yardımcınız olsun, ve bir daha bu hatalara düşmeyi, Rabbim cümlesiyle beraber  sizlere de nasip etmesin insallah.  Aslında bu mektubu yazmaya yüzüm olmadığı düşüncesindeydim.  Ama yinede bütün arsızlığımı bir elbise gibi kuşanıp,  düşündüklerimi kaleme almaya karar verdim.  Hayat şartları ve insanların, egoistçe, hodbince yaşam tarzları gerçekten yaşamayı zor bir hale getirdi. gerek bu sebeplerden, gerekse de  kişisel sıkıntılar nedeniyle, eminim benim gibi binlerce, hatta milyonlarca insan, hayatın hangi evresinde  olduğunun farkında bile degildir. Belkide bu sana yazdığım ilk mektubum, belkide ilk defa halini hatırını soracağım.  Bu demek değildir ki; sana karşı ilgisiz ve katıyım.
Temennim nasip olurda çıkarsan insallah, son 5-6 yıl içerisinde yaşadıklarından, gurur duyulacak ve takdir edilecek bir şekilde ders çıkarmandır. Nasıl olduğunu merak edip, tabiki endişe içerisindeyim.  Ama yinede nasılsın, iyi misin, burdakiler çok iyiler, falanca selam eder, gözlerinden öper, şu şöyle , şu böyle, falanca öldü, falanca kaldı gibi, olağan dünya meseleleriyle  satırlarımı doldurmak istemiyorum.  Şuna emin olki; Cenab-ı Hak yarattıklarını esirgemekle mükelleftir.  Buna istinaden,  sana ve kader arkadaşlarına haddim olmadan şiddetle tavsiye ediyorum. Hayatın olumsuz yönlerini bir tarafa bırakın, ve kendinize iki  tane liste oluşturun. Birincisi EKSİ' ler  listesi olsun.  İkinciside ARTI' lar listesi. Şu an içerisinde bulunduğunuz durumu eksiler listesine  ekleyip, hayatınıza artılar katmak için çabalar sarfedebilrsiniz.  Emin olun ki;  şimdiye kadar yaptıklarınız önemli değildir, asıl önemli olan, bundan sonra neler yapabileceklerinizdir.
"YAŞANAN BAŞARISIZLIKLAR,  YAŞANACAK GÜNLER İÇİN BİRER TECRÜBEDİR."

Sizleri en güzel ve en emin olana emanet ediyorum. Kalın salıcakla...
Selamunaleyküm.